O sabahtı, her şeyin değiştiği, Elif’in hayallerinin yıkıldığını hissettiği sabah. Dışarıda
bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun sesi, tüm ağaçları neredeyse yerlerinden
koparacakmış kadar şiddetle esen rüzgarın hışırtısı ve Sevgi’lerin evinin sıcak şömine ateşi
herkesin aşırı huzurlu hissettiği bir sabah her şey değişti. Elif ve Sevgi aşağıya indiklerinde
kahvaltılarının hazırlanmış olduğunu görünce sevinerek tepindiler, lakin kimsenin olaylardan
haberi yoktu o anda. Huzurlu sohbetlerinin eşliğinde kahvaltılarını bitirdiklerinde Sevgi’nin
telefonu aniden titredi. Annesi arıyordu. Sevginin annesi bankacıydı ve cumartesileri de
akşamüstüne kadar çalışmak zorundaydı. Genelde yoğun çalıştığı için gün içinde kızını
arayacak bir dakikası bile olmuyordu, olamıyordu. Neden aramıştı peki şu anda?
Muhtemelen ciddi bir olay olmuştu. Sevgi telefonu açtı. Annesi “Elifin evine gidin!” kapattı.
“Çabuk, hazırlan gidiyoruz size, annem Elif’lere geçin deyip kapattı. Ne oldu bilmiyorum ama
acilen size geçmemiz lazım.
”
Elif’te evinin anahtarı vardı. Hırçınca bir anda açıldı kapı, içeride Aylin yatıyordu. Deniz amca
üstünde yelpaze tutuyordu. Elif, bir an için hayal gördüğünü düşündü. Bunlar gerçek
olamazdı, bu kadar felaket üst üste yaşanamazdı. Sevgi arkadaşına sarılıyor, kolunu
tutuyordu en son bu tarz bir durum yaşadığında Elif çok küçüktü. Bayılacak gibi hissediyor,
dayanılmaz bir acı çekercesine yere yığıldı. Sevgi arkadaşını yerden kaldırmaya çalışırken
Köpük bir anda onun üstüne atladı.
Dünya durdu sanki. Sevgi’nin de başı dönmeye başlamıştı, gözlerinden akan yaşlar önce
yanaklarını ardından yavaş yavaş elbisesinin pamuklu pembe kumaşını ıslatmaya başladı.
Dışarıdan bir feryat deldi kapıları, duvarları: “Ne oluyor, acil bir durum mu var!” Bağıran
Zarife teyzeydi. Kimsecikler bilmez benim kaç senedir bu mahallede olduğumu derdi hep,
kaç yaşında olduğunu da bilmezdi, ezelinden beri tek başına yaşardı Zarife teyze.
Mahallenin dedikoducusuydu, tontiş yüzü, kıpkırmızı yanakları, renkli pardesüleri ile
tanınırdı.
Cevap Deniz amcadan geldi “Aylin fenalaştı.
”
Elif duyduklarına inanamıyordu, inanmak istemiyordu. Annesi Aylin çok sosyal, çok aktif bir
kadındı, Elif’in tek varlığıydı. Ancak maalesef ki küçüklüğünden beri midesi çok hassastı,
midesi rahatsızlandığında, zehirlendiğinde boğulur gibi hisseder ardından bayılırdı. Doktorlar
bu durumun ölümcül sonuçları olabileceğinden bahsetmişti. Elif korkudan titriyordu.
Ambulans sirenleri duyuldu.
Sevgi’nin annesi ambulansın arkasındaydı, kızını ve Elif’i arabasına alarak ivedilikle yola
koyulan anne, sakinliğini korumaya çalışıyordu. Bilinmezliklerin içinden geleceğe doğru
ilerleyen yol bitmek bilmiyordu. Normalde en fazla yirmi dakika sürerdi hastane ile Eliflerin
evinin arası. Elif’e saatler gibi geçen bu süre onun daha da kötüleşmesine yol açtı. Sevgi
tüm yol boyunca ilk defa, omzuna yaslanarak ağlamaya başlayan Elif’e dönerek “ güldü
‘Omzunda ağlayacak arkadaş herkese lazımdır’ diye boşuna dememişler.
” Bu sözü Elif’i
biraz olsun güldürmüştü. Ancak içten bitik hissediyordu.
Hastaneye girdiklerine Aylin sedyeyle içeriye sürükleniyordu. Sevgi’nin annesi tüm yolculuk
boyunca kendini tutmuştu, gözyaşları dökülmeye başladı. Aylin kötü durumdaydı. Deniz
amcası Elif’e annesinin kötü durumda olduğunu, gelip görmesi gerektiğini söyledi.
Henüz Yorum Bulunmamaktadır.